Ben bugünü bir kedi gibi yaşamak istiyorum.
Ben bugünü bir kedi gibi yaşamak istiyorum.
Nasıl algıladığınıza ve tanımladığınıza bağlı olarak değişebilecek, ama bana göre oldukça uzun sayılabilecek bir sürenin ardından, sanırım ilk kez kaygısızca, düşüncelerimi savurmaya çalışmadan güneşe bakabildim.
Kedilerimle —buradaki iyelik ekinin doğruluğundan emin değilim, zira onlar da benim gibi birine ait değil; yalnızca tek ve en doğru anın çocuklarıdırlar— bahçede bulunmak; doğaya, onlara, ve güneşe bakmak, sanırım beni başkalarının hayatlarını izlemekten, kendimin “daha iyi versiyonu” diye kandırdığım hayali halimle söyleyemediklerimi söylediğimi, yapamadıklarımı yaptığımı hayal etmekten; kalpten gelmeyen özürler dileyerek iyiliğin en saf haliymişim gibi davranmaktan; tahmin edilemezi, kendi sınırlı zihnimle tahmin edilebilir kılmaya çalışmaktan; kişisel gelişim podcastlerinden; yalnızca başkası övdüğünde kendimi aşağılamak için başardığım işlerden; nasıl konumlandıracağımı bilemediğim dinamiklerden; ne olduğu belirsiz, isimsiz, hissiz ilişkilerden; tırnak etlerimi yolmaktan ve daha nicesinden çok daha mutlu etti.
Ne çok gurur duymuşum varlığımı nedenselleştirmeye çalışırken var olduğumu unutmaktan. Oturduğum yerden daha söylediğim kelimenin hikmetini kavrayamamışken, tüm hadsizliğimle ne de istekli düşmüşüm söyleyeceğim diğer kelimenin peşine. Yitirdiğim vakte yanarken bile, yitirebileceğim ve yine yitirdiğimi çok geç fark edeceğim diğer anların yasını tutmaya başlamışım. Tek sahip olduğum —ödünç aldığım demek daha doğru olur— anda, her nefesimle geçmişe hesap sorup geleceğe hesap vermeye çalışmışım. Ne kadar konuştuğumu fark ederken bile ne kadar az sustuğuma kızmışım. Zihnin kendine hak gördüğü, gönlünce yaptığı, bu yersiz infaza yüreğim ne kadar da sessiz kalmış. Eminim o da benim gibi yetersiz sevgiden değil, fazla nezaketten susmuş. Hatta edilgen olmuş; susmamış, susturulmuş.
Ama kararımı verdim ben.
Dünü unuttum, yarını beklemiyorum.
Ben bugünü bir kedi gibi yaşamak istiyorum.