Hatırladıklarım mı benim, yoksa unuttuklarım mı?
Güneşin zararlı olduğu, kaçmam ve korkmam gereken her şeyi barındırdığı bilgisini cebimde taşımak istemediğime, anlamlı bir hayatın yalnızca tek bir tanımı olan ve o tanımı her hareketiyle, görüntüsüyle, üzerinde ve kalbinde taşıdığı her unsurla besleyen bir insana ait olabileceği inancının artık beni beslemediğine, kaygısız bir hayatın mümkün olmadığı fikrinin, beni rahatlatmak yerine yalnızca kendi anlamsız hislerimi genele atfederek normalleştirmeme hizmet ettiğine, hayatın sürekli kendimi yıkıp baştan yaratmam gereken sancılı bir yol olduğu düşüncesinin beni içten içe ıstıraba alıştırdığına, bazı anların anlatılmak için değil yalnızca ve yalnızca yaşanmak için olduğuna, hislerimi aktarmanın zorluğunu kabul etmem gerektiğine ve daha çok kelimenin beni daha anlaşılır kılmadığına, fazla özür dilememin beni iyi biri yapmadığına aksine özrümün değerini azalttığına, yaratıcının bana hiçbir koşulda darılmayacağına, hissetmenin ayrı hissettiğimi anlamlandırmanın ayrı eylemler olduğuna ve ikisini aynı anda yapmaya çalışmanın beni kendime yabancılaştırmak dışında hiçbir işe yaramadığına, yaşadığımı sandığım şeyleri yaşamadığıma ve 10 sene boyunca tekrarlayarak öğrendiğim çoğu şeyden vazgeçmeye bu sabah karar verdim.
Benim olmayan bu nice bilgiyi hak ettikleri özgürlüğe kavuşturmaya, öğrenirken zorlandıklarımı kolayca unutmaya niyet ediyor, kendi hayatıma tanıklık etmeyi, kendime tanıdık hissetmeyi, daha çok su içmeyi, daha istekli nefes almayı diliyorum.